Etiketler

Benzer Yazılar

Bunu Paylaş

Büyükada’da bana özel bir haftasonu…


Haftasonu için uzun zamandır kafamda olan sakin bir kaçış planım vardı. Çok uzaklara gitmeye veya uzun kalmaya niyetim olmadan şöyle kolaylıkla ulaşacağım; derin bir nefes alıp, farklı hisler yaşayacağım bir yer olmalıydı. Önce Abant veya Sapanca mı olsun derken; deniz ve ada aşığı ben Büyükada ‘da kalıp kendimi dinleyebileceğim bir yer arayışına girdim.

Birçok otelin sitesini inceleyip; biraz benim yaşam tarzıma benzeyen, alternatif yaklaşımı olan ve bembeyaz 150 senelik bir köşkte kalmaya karar verdim. Cumartesi sabah yola çıkacaktım ; hava kötü görünüyordu ama ben şansıma güveniyordum. 10:40 vapurunu kaçırıp günde tek sefer yapan 10:50 İdo seferine yetiştim; ”bu havada çok sallar ” diyen bilet görevlisine de aldırmadım ; bindim ve koltuğa uzandım; 1 saatte gayet rahat bir yolculukla adadaydım.

İner inmez köşkün yerini bilmediğimden ; ada taksisine yani ”faytona” bindim :) Sakin ve sessiz otel demeye dilim varmıyor (bence kesinlikle köşk)  geldiğimde doğru bir karar verdiğimi anladım. Oda çok hoş ; içinde bir cibinlikli yatak, güzel bir ayna ve koltuk ile terasa açılan bir kapıdan ibaret. ”Hoşgeldim” deyip aşağıdaki fotoğrafı çektim.

Geldikten sonra biraz dinlenip; köşkün dışarıdaki cafesine geçtim; bir güzel türk kahvesi içip, biraz sohbetten sonra tekrar yukarı çıkıp ; yazmaya koyuldum. Büyükada ve adaları hep sevmişimdir; bu sefer biraz daha farklıydı benim için; çünkü bitirmek istediğim bir kitap vardı elimde ve sakin bir zamana ihtiyacım vardı. Büyükada o yağmurlu cumartesi gecesi bana epey malzeme verdi aslında. En çok düşündüğüm ise ; adada yaşayan insanlardı; özellikle geçmişten bugüne neler yaşamışlardı ? 1950′li yıllarda nasıldı? Cumhuriyet’in ilk yıllarında ne kadar güzel ve kirlenmemişti kim bilir? O yıllarda yaşamış olmayı isterdim özellikle İstanbul’da…

 

Biraz balkona çıktım ve elime alıp bilgisayarımı güzel şarkılar eşliğinde yazmaya başladım. Bana kocaman bir kettle ve türlü bitki çayları vermişlerdi yanımda getirdiğim kuruyemişlerle önümdeki manzara tam aradığım bir ortamdı yazmak ve düşünmek için.Ben yazarken ve konuşurken daha kolay düşünen biri olduğum için ikisi de sihirli benim için ne şanslıyım ki yaptığım işler; diyetisyenlik, danışmanlık, yazmak, eğitim vermek hep bunları içeriyor. O akşam yürüyerek yağmurda, merkeze indim ve ızgara balık ve salatamı yedim. Köşke de en sevdiğim şaraptan getirip yazmaya devam ettim.

Ertesi sabah 9 da uyandım kahvaltı ettim. Kahvaltıdan sonra Yoga Hocası Nilgün ile Yin Yoga yaptık. Yin Yoga bağ dokuyu çalıştıran ,eklemleri güçlendiren muhteşem bir yoga; son harekette başaşağı durma hareketiydi ki ; her ne kadar yapamam desem de ; Nilgün dinlemedi ve evet yaptım :) Çok sevdiğim bir yoga çalışması oldu; daha önce Hatha ve Kundalini Yoga yapan ben; Yin Yoga’nın yavaş ve vücudu dinleyen tarzını çok sevdim. Teşekkürler Nilgün Hoca.

Yogadan sonra Aya Yorgi Kilisesine gitmek için yola koyuldum.Hava güneşliydi ve harika bir manzara vardı yaklaşık 3 km yürüyüp yokuş yukarı çıktıktan sonra Kır Kahvesi’nde bir çayı hakettim. Dinlendikten sonra kiliseye girdim. Dört mum alıp dileklerimi diledim ve dua ettim. İnanışa göre o yolu çıkanlar hacı sayılıyormuş ki bence de sayılmalı :) en azından azimli ve kararlı bir insan  olarak görülmeli :) Kilisenin ortamı muhteşemdi ben her dine ait kutsal yerleri ziyaret etmeyi ve o enerjiyi hissetmeyi severim.Aya yorgi çok barışçı ve huzurlu bir yer gibi geldi bana ayrıca çok renkli. O kadar yüksek bir tepede olması orayı yalnızlaştırmamış tam tersine gayet ziyaretçisi olan bir yer olmuş. Duamı ettim ve dileklerimi diledim bakalım olduğunda tekrar gideceğim.

 

Aya Yorgi tepesinden manzara harikaydı. Sırf bu manzarayı görmek için gidilebilir. Bunun dışında tepeye çıkmak ; hem kilisede dilek dilemek, hem hacı olmak, hem basen ve baldır kaslarını çalıştırmak, hem manzarada birşeyler içip yemek hem de güzel güzel fotoğraf çekmek için bu tepeye çıkılır derim ben :)

Odama dönüp biraz daha yazı yazdım. Daha sonra iskeleye 2 km uzaklıktaki otelimden ayrıldım. Hotel Naya’nın uluslararası ziyaretçileri var ve sağlık, beslenme, yoga gibi alanlarda workshoplar yapıyorlar. 17:15 vapurunu beklemek üzere Starbuck’s Büyükada’ya oturdum. Biraz gazete karıştırıp ne zaman hastalanacak gibi olsam iyi gelen ”Chai Tea Latte” mi az şuruplu alıp yanında bademlerimi yedim.

Vapurda dönüş yolculuğu da ayrı renkliydi; japonlari araplar, ressamlar, gençler, turistler, sporcular, yaşlılar,çocuklular vb benim için malzeme çoktu . Çok keyifli bir 2 saati ; kah denizi hissederek kah kendimi yazıya kaptırarak geçirdim. Eve geldiğimde yorgun ama dinlenmiştim. Bu haftasonu öğrendiğim en önemli şey ise ”doğaya ve doğala” yaklaştıkça mutlu ve sağlıklı olduğumuzdu. Teşekkürler Büyükada…